uzun uzun yazdım, derken salak gibi bir tuşa bastım, hepsini sildim, geri de alamadım, siktir et dedim bıraktım gitti. böylece güneydoğu'daki ölümlerden, bazı dangalak köşe yazarlarından, deniz feneri haydutlarının tahliyelerinden ve dünyadaki tüm iğrençliklerden mızıldanmalarım silindi gitti. "kısmet" işte!
bir zamanlar roman pek okumaz ve daha çok felsefe - tarih - ezoterizm üçgeninde gidip gelirdim. son zamanlarda ise neredeyse sırf roman okur oldum, başka hayatların kurguları sanırım daha çok oyalar oldu beni. düşünmeden okumanın sorumsuzluğu hoşuma gitti belki de.raflarımda bekleyen bir sürü nonfiction eser var şimdi ele alınmayı bekleyen ama onlar bana bakıyor, ben onlara. fark ettim ki, okumak çok güzel bir şey olsa da, ben artık gerçekten düşünmeden ve kafa yormadan yaşamak istiyorum. çünkü bir halt elde edemediğim gibi elimde olanı biteni de kaybediyorum. örneğin, düşün(e)mediğini, hırs sahibi olup da beni daraltttığını, saçmasapan davrandığını ve boşkafalı olduğunu gördüğüm herkesi hayatımdan çıkartmış oldum geçen yıllar içerisinde. çıkartamadıklarımla da aramızda kendiliğinden bir mesafe oluştu. çünkü aksine katlanamıyorum artık. şu aralar facebook sayfama düşen saçma sapan yorumları gördükçe daha da sıkılıyorum hayattan. falan filan vesaire işte öyle.
hal böyle olunca, bu sabah raflarımın nonfiction yığınına elimi atıp eskiye bir dönüş yapayım istedim ve elime satın alalı çok da uzun zaman geçmeyen fuck it geçti (doğru biliyorsam "s*ktir et" olarak tercüme edildi dilimize ve kitapçılarda yerini aldı). bir kitabı elime ilk aldığımda hep rastgele bir sayfa açar gözüme ilk çarpan cümleyi okurum. sonra bunun üzerinde bazen düşünürüm, bazen güler geçerim. hoşuma gider ortasından bir yerlerden müdahil oluvermek hikayeye. fuck it de bölümler halinde hayatımıza siktiri çekmenin yollarını gösteriyor sanırım bize (ne kadar gerekli bir kitap olduğu tartışılır elbet ancak eğlenceli ve rahat okunur bir kitap olmasından ötürü tatlı tatlı gittiğini söylemeliyim. fakat korkarım pek bir şey vermeyecek okurlarına çünkü onu okuyanların zaten bilmediği bir şey öğretemeyecek). benim öncelikle siktiri çekmem gereken şey nedir diye baktım, gördüm ki hayatla didişmeyi bırakmam ve nanik yapıp yoluma devam etmem yetecek bana. rastgele açtığım sayfa 113'te gözüme ilk çarpan kısım der ki:
"say fuck it to wanting the world to be a better place"
peki. hayallere son, gerçeklere de koca bir fuck it diyorum, yakında bir manastıra kapanıp sadece kitap okuyarak geçirebileceğim bir hayat peşine düşebilirim :)

1 laf yetiştiren:
Manastıra kapanınca izole oluyorsun.
Okuduğun kitapları paylaşamadıktan sonra okumanın ne anlamı var? Ne egoistçe.
"Keşişler var ama paylaşabileceğim" diyorsan da... F.ck it :)
Yorum Gönder