11 Ekim 2011 Salı

okuyalım -11-



"gülümsemeyi öğren nicholas. gülümsemeyi öğren."
"gülümse" derken benim anladığımdan başka bir şey kastediyormuş gibi geldi; başından beri fark ettiğim o ironi, katılık ve merhametsizlik, kendi gülüşüne bile bile dahil ettiği bir özellikti; onun için gülümsemek aslında acımasız bir şeydi, çünkü özgürlük acımasızdır, çünkü en azından bizi kim olduğumuzdan kısmen sorumlu kılan özgürlük acımasızdır. bu yüzden gülümsemek, hayata karşı bir tavır olmaktan çok hayatın acımasızlığının doğasıydı, hiç kaçarı olmayan bir acımasızlık, çünkü insan varlığının ta kendisiydi bu. "gülümsemeyi öğren" derken, söylemek istediği "sırıt ve her şeye katlan"dan çok daha başka bir şeydi. "acımasız olmayı, katı olmayı ve hayatta kalmayı öğren" demekti bu bir bakıma.
oyunu ya da rolümüzü seçme şansımızın olmayışıydı. hep othello'ydu. var olmak daima iago olmaktı.


- john fowles / büyücü -

görsel : dali - the persistence of memory

0 laf yetiştiren:

***JCW OST***