27 Kasım 2009 Cuma

ideal an




sakin ve sessiz bir ev, koyu ve sıcak bir kahve, eski ve nefis bir kitap, ellington ve coltrane bir müzik : in a sentimental mood...

26 Kasım 2009 Perşembe

planlar, planlar...

bayramlara dair çok güçlü hisler ve büyük beklentiler taşıdığımı söyleyemeyeceğim. bu nedenle, elbette herkese güzel bir bayram dilemekte samimi olsam da ne "nerede o eski bayramlar" ne de "güçlenen maneviyatın insana hatırlattıkları"na dair bir şeyler yazabileceğim.

hemen herkesin dini inanç ve uygulamalarına büyük saygı duysam ve göstermeye çalışsam da, şahsen gerçekten çok hak ettiğime inandığım bir tatil olarak görmekteyim önümüzdeki 4 günü. ve de sadece evde kalmak, yan gelip yatmak, biraz yazmak, biraz okumak, biraz da uyumak var planlarımda.

zaten çekirdeğimizin haricindeki ailemiz istanbul dışında olduğu için "olağan" bayram ziyaretleri de ancak biz de memlekete gidersek mümkün olabiliyor, o nedenle buralardayım anlayacağınız. bolca blog okur, friendfeed'de takılır, facebook'ta farmville çapalar ve yeni bitkiler ekerim bolca.

son haftaların stresinden sonra iyi bir mola olacak gibi düşünüyor ve bunu gerçekten yürekten diliyorum.

olacaksa, benim bayram hediyem bu olsun.

ve yukarıda yazdığım her şeye rağmen, herkese çok güzel bir bayram diliyorum. her zaman sevdiklerinizle birlikte, sağlıkla, mutlulukla nice bayramlarınız olsun!

16 Kasım 2009 Pazartesi

"I PITY THE FOOL…" *

Hemen herkesin muzdarip olduğu nezle/grip hallerinden bizim ev halkı da nasibine düşeni aldığı için hafta sonunu evde sıcak sıcak geçirmekteyim. Ya da hastamıza bakmaktan arta kalan zamanları mümkün olduğunca öyle geçirmeye çalışmaktayım.

(Yazının yazıldığı) An itibariyle : kepenkler tamamen indirilmiş, yorgan üste çekilmiş, netbook kucağa alınmış, für elise yumuşacık çalarken bir yandan zencefilli tarçınlı ıhlamur içilmekte (tüm soğuk algınlıklılar, bolca zencefil, karanfil, tarçın, ıhlamur, limon, adaçayı, elma diyorum size!) ve bir yandan da vakit geçirmek üzere yazıya girişilmekte.

Bilgisayarlarla hiç aram olmamasından ötürü (Mozilla Firefox / Internet Explorer ve MS Office dışında bir program kullandığım çok nadirdir) uzunca süredir bir notebook alma fikrim olmasına rağmen hayata geçirememiştim. En sonunda geçen hafta hiç aklımda yokken 10 dakika içerisinde bir Netbook alıverdim. Daha doğrusu, ben notebook aldığımı sanırken netbook almışım, bunu alışverişimden iki gün sonra öğrendim. Ama sorun değil, ufacık minicik ve marifetli netbookumla çok seviştiğimizi söylemeliyim. Bunca yıl “yok ben pc’den vazgeçmem, düzgün klavye ve adam gibi ekran isterim” diye konuşup durduktan sonra ajanda gibi elimde ya da çantamda taşıyabileceğim bir tane ufaklığa kendimi bağlamamla yakın ve uzak çevremde alaycı laf atmalara maruz kalmam dahi beni yeni aşkımdan vazgeçirebilecek gibi gözükmüyor. Hem zaten bunların daha minikleri de varmış, ben küçücük bir şey aldım sanırken aslında yine de toraman bir bilgisayar sahibiymişim. Fark etmez, biz mutluyuz. Hem ben ona daha isim takacağım, en güzel dosyalarımı onda saklayacağım, o da uzun süre sorun çıkartmadan çalışacak…

Brooklyn Çılgınlıkları’nı okuyorum bir haftadır (Paul Auster, Can Yayınları Ekim 2007). İşlerin yoğunluğundan ötürü okuma hızım oldukça düştü bu aralar ama Türkiye’nin genel okuma ortalaması düşünülürse rekorlar kitabına girmem an meselesi bu halimde bile! Çevirmen olmamama rağmen her zaman olduğu gibi bu konuda da söyleyecek sözlerim var elbette. Hem zaten ekmeğini yemediğin ve uzaktan izlediğin mesleklerle (zorluklarını asla düşünmek zorunda olmadığın için) çok daha rahat ukalalıklar yapabiliyorsun. Ya da ben yapabiliyorum bilemiyorum… Öncelikli soru(nu)m, orijinal adı “The Brooklyn Follies” olan kitabın adı neden “Brooklyn Çılgınlıkları” olarak çevrilmiş, bunu anlamadım. Şöyle ki, “folly” kelimesi “delilik” anlamına da gelebilecekken aslında “ahmaklık” demektir ve de kitabın ilk 200 sayfasında (ki bitmesine azıcık kaldı) bir çok ahmaklık görmüş olsam da bir tane dahi çılgınlık örneğine rastlayamadım. Acaba bu benim çılgınlık tanımımın olağanın çok dışında olduğunu mu gösterir yoksa kitabın adı çevrilirken “ahmaklık demeyelim şimdi adam uzun uzun yazmış, ayıp olur – çılgınlık kulağa daha hoş geliyor” diye düşünüldüğünü mü? Sonuç itibariyle, saplantılı karakterim nedeniyle güzelim kitap sadece şu noktaya takılmış olduğum için heba olup gitmekte, kendi adıma ziyadesiyle üzgünüm…

Folly’den girdik, “fool”dan çıkalım o halde… Deep Purple’ın “Any Fule Kno That”inin bir rap şarkısı olduğunun farkında mıyız? Yaşların ilerlemeye başladığı, bastıbacakların “daha meşhur” olduğu yıllara gelindiği 1998’de çıkartılan “Abandon” albümündeki bu şarkı benim için en büyük “rock” hayalkırıklıklarından biri olmuştur her daim. Sonsuz düşünce özgürlüğüne saygıdan ötürü çok sert ifadeler kullanmayacak olsam da, bir çok kereler öncü olarak nitelendirdiğim ve bir çok şarkısına hayranlık duyduğum bu güzide insanlar topluluğunun belki de zamana ayak uydurmak ya da “yenilikler” yapmak adına çıkarttıkları bu şarkının sıradan bir 90lar parçasının ötesine geçmemiş olması (diğer yapıtlarla karşılaştırıyorum elbet) ve de bir Deep Purple tadını damakta bırakmamasının en büyük sebebi kendilerinin bir rapper değil rocker olmalarıdır. Herkes iyi bildiği işi yapmalı diye düşünüyorum. O nedenle de Any Fule’u geçerek Perfect Strangers’la bu haftayı sonlandırıyor ve Farmville oynayarak tarlamı ekip biçmeye doğru yola çıkıyorum.

Farmville ile aramdaki aşk-nefret ilişkisini de ilerleyen haftalarda kendimi bu illetten kurtarınca bilahare yazacağım.


* Çocukluk hastalığım A-Takımı’ndan Mr.T’yi hatırlayanlar tanıyacaktır zaten başlığı, hatırlamayanlar için ise nasıl ve ne kadar anlatsam boş… :)



Bu yazı FANZİNCİ'de yayınlanmıştır.

14 Kasım 2009 Cumartesi

love is for everyone... some of us are specialists.*

soru : "aşk yaşamak" için aşk lazım mıdır?

bilmezkişinin bilir bilmez yanıtı (kaynak : çeşitli forumlar & magazin programları) :

hayır efendim yoktur. zira aşk, görgü tanıklarının ifadeleri doğrultusunda, oldukça çarpıcı bir his durumudur ve saniyede çarpsa da aynı saniye içinde ya da bir - iki günde bitmesi imkan dahilinde görülmemektedir. ancak kişilerin gün aşırı farklı insanlara "sevgilim" demeleri ya da "seviyeli bir ilişkideyim / aşk yaşıyorum" diye beyan etmeleri, aşk ile ilişki arasındaki bağlantıyı geçersiz kılmaktadır.




* yıllar yıllar önce, yani ben bir ilkokul & ortaokul çocuğuyken teyzemin verdiği, çok severek giydiğim ancak üstünde ne yazdığının sözlük karşılığını anlasam da gerçek anlamını kavrayabilmem için çooook uzun zaman geçmesi gereken ve sonrasında yer bezi olan t-shirt'üme atıftır.

13 Kasım 2009 Cuma

dark tranquillity

tıfılken çok severek dinlediğim dark tranquillity'nin önceki gelişlerinde kendilerini yerinde izlemek kısmet olmamıştı, aralık'ta bir gün o hiç sevmediğim maçka küçükçiftlik park'ta telafi etme planım var, son anda birşey çıkmazsa bendeniz oradayım efenim...

eskiden çok severdim konserleri, içmeleri, gezmeleri. artık, hele ki hafta içinde, gerçekten işkence gibi geliyor. sabahın köründe kalkmam gerekecekken gecenin eğlencesine de kendimi tamamen bırakamıyorum - ne oradayım ne burada - bir saçma durum işte.

geçiyor sanırım artık benden yavaş yavaş...



ve şimdi soruyorum:

if i had wings, would i be forgiving?
if i had horns, would there be flames to shy my smile?


dt'ciler için grubun websitesinden dipnot:
Aralık 2: Maçka Küçükçiftlik Park - Istanbul
Aralık 3: Ooze Venue - Izmir
Aralık 4: 222 Park - Eskisehir
Aralık 5: Ankara Saklikent - Ankara

ancak biletix diyor ki, istanbul konseri en sona alınmış ve 6 aralık'ta olacakmış. artık takip edin öğrenin hangi gün olacağını :)

**Tanımak İçin**

Fotoğrafım
WindRider
Istanbul, Turkey
***c o m f o r t a b l y n u m b*** anahtar kelimeler : fenerbahçe, izmir, efes dark, nietzsche, uykucu, winston light box, dalgın, dostlar, ezoterizm, rakı, tüm alternatif tarz ve yaşamlar, sarı & lacivert, konuşkan, as, ikizler & akrep, piramitler, agnostisizm, acılı & ekşili, kararsız, aile, kırmızı şarap (öküzgözü tercihtir), tembel, bilimkurgu, mesafeli, camel box, kitap kurdu, "ukala", tekila & limon (tuz kalsın), işkolik, e.a.poe, rock & metal, balık, ortadünya, asabi, 2012, yiğit özgür, yağmur, felsefe, sessiz, unutkan, mitoloji, bitter çikolata, bireyci, tapınak şövalyeleri, sakar, diyalektik.... - bilmeyi severim, bilmediğim şeylerden rahatsızlık duyup öğrenmek isterim - romantik değilim, aşk şiirleri sevmem, yine de hem duygusal hem duyarlıyım - çok konuşurum ben, çok çok çok. bazen uzun uzun susarım. devrik cümleleri severim, cümlelerimi uzatırım. anlamı değişmez -
Profilimin tamamını görüntüle

**Maraton**